Video Çubuğu

Loading...

16 Eylül 2009 Çarşamba

CENNET,CEHENNEM VE KADINLAR

CENNET,CEHENNEM VE KADINLAR

5/9/2009 · Kategori: Kadın

Sevgili Peygamberimiz,bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:"Cennet anaların ayakları altındadır".Bu hadis-i şerifte Peygamber efendimiz,kadınların Cennete çok kolay girebileceklerini ima etmiştir.Hemen,hemen bütün kadınlarımız anne oldukları veya olabilecekleri için,böyle yorumluyorum.Ama Peygamberimiz başka bir hadis-i şeriflerinde de Cehennem ehlinin çoğu kadınlardır buyurmuş.O muhbiri sadıktır,yalan söylemez.Bu iki hadis-i şerifte doğru olduğuna göre,kadınlarımız bu konuyu çok ciddiye almaları gerekir.Birinci hadis te ne kadar büyük bir müjde varsa,ikinci hadiste ise ondan daha büyük bir uyarı var.Peki,kadınlarımız ikinci hadis-i şerifte söylenen çoğunluğun içine girmemek için çalışıyorlarmı?

İslamiyetin ilk yıllarında Peygamber efendimize bir genç gelmiş:"Ben zina yapacağım demiş"Peygamber efendimizin yanındakiler hemen hücum edip,genci dövmeye veya huzurdan dışarı atmaya çalışmışlar.Ama Peygamber efendimiz bırakın demiş,ve genç ile konuşmaya başlamış:"Senin annen varmı",Genç:var demiş."Peki senin annen ile birisinin zina yapmasını istermisin"demiş.Genç:"hayır istemem" demiş,heyecanlı bir şekilde.Sonra,Peygamber efendimiz,gencin ailesindeki olması muhtemel bütün kadınları sırayla saymış ve bu akrabası olan kadınlarla zina yapılmasını isteyip istemediğini gence sormuş,tabi genç hepsine hayır cevabını verince,Peygamberimiz gencin alması gereken dersi o zaman söylemiş:"İşte sen nasıl akraban olan bir kadınla zina yapılmasını istemiyorsan,senin zina yapacağın kadının akrabaları da o kadının zina yapmasını istemez,senin zina yapacağın kadın da bir başkasının annesi,kardeşi,halası veya teyzesi olabilir"Bu konuşmadan sonra,o genç hayatı boyunca zina yapmamaya tövbe etti.
İşte bizde zina yapmayı düşündüğümüz zaman bu olayı düşünelim.
Bu zamanda kendi yakınları tarafından zina yapmaya zorlanan kadınlarımız yokmu,elbette var.Allah onları da ıslah etsin.
Niye bu konuya girdik,çünkü kadınları Allah(c.c)korusun Cehennemlik yapan en büyük günahlardan birisi zina dır.
Kadınlarımıza,kızlarımıza bu konuda çok büyük iş düşüyor.Ata sözlerimize bile girmiş:Çok özür dileyerek söylüyorum,dişi köpek kuyruk sallamazsa,erkek köpek yanaşmaz derler.Lütfen erkekleri tahrik etmeyin,ilk hareket sizden gelmesin.Edepli olun,namuslu olun,fazla dekolte giyinmeyin,o zaman kendinizi korumanız daha kolay olur.
Papazın birisi kilisede vaaz ediyormuş:"İlk önce sana bir sigara verirler,sonra bir içki,arkasından güzel bir kadın gelir,sonra doğru yatak odasına gidersin,sakın o sigaraya,o içkiye aldanmayın diye anlatıyormuş,vaazdan sonra adamın birisi Papazın yanına gitmiş:"Papaz efendi,o sigarayı nerede veriyorlar?"diye sormuş.İşin şaka yanı bir tarafa,her şaka da bir gerçek payı vardır.Sayın, kadın ve kız kardeşlerim,gerçekten iş bir sigara ile başlıyabilir,önce bir sigara verirler,sonra bir paket,sonra içine esrar konulmuş bir sigara,sonra bir bira,sonra bir rakı,sonra belki eroin, belki kokain sonra kendini çıplak vaziyette bir yatak odasında bulabilirsin.
Sana alışkanlık yapabilecek keyif verici bir maddeyi,sigara bile olsa kendi paranla almadıktan sonra kullanma.O maddeye alışırsan,paran olmayınca Allah(cc)korusun namusunu verirsin.
Lütfen kendinizi Cehennemden koruyun,orasının dönüşü yok,son pişmanlık fayda vermez.

Lütfen beni affedin,hepinizi çok seviyoru

29 Ağustos 2009 Cumartesi

29 Temmuz 2009 Çarşamba

JEST

Hernekadar şimdi sofi isek de,gençlikte bizim de kahvehane hayatımız oldu birazcık.O zamanlar Hüseyin diye bir arkadaş vardı,kendisi veya birbaşkası aniden oyunu bitirirse bu bir jest'dir derdi.Birisi oyunda okey atarsa yine,bu bir jest'dir derdi.Aradan otuz yıla yakın zaman geçti,jest kelimesini Hüseyin kadar sık kullanan ve onun kadar yerine oturtan başka birini görmedim.Belki, Hüseyin jest kelimesinin tam olarak manasını bile bilmiyordu,ama çok zevk duyarak kullanıyordu.Jest kelimesi,dilimize Fransızcadan girmiştir.Fransızcası "geste"şeklinde yazılır.Türkçe sözlükte "genellikle yerinde yapılan ve beğenilen davranış"olarak anlam verilmiştir.Jest herhangibir şeyi açıklamak için,genellikle el,kol,bacak veya baş ile yapılan içgüdüsel veya iradeli bir harekettir.Jest,şaka,latife,alay etme anlamına da gelir.Bizdeki dalkavuk,soytarı kelimelerinin karşılığı olarak,jester yani jest yapan anlamında bir kelime kullanılır.Jestingly kelimeside şaka yollu,şakayla karışık anlamında kullanılır.Oyunculukta,Tiyatro sahnesinde,sanatçıların bütün el,kol,ayak ve beden hareketlerine verilen addır.Sözsüz iletişimde,mimik,gülümseme,el sallama,baş eğme,göz kırpma,dil dışı bütün göstergeler ve figürler jest'tir.Beklenmedik her iyi davranış bir jest'dir.Benim bu siteyi açıp,sizlere bu yazıyı yazmamda bir jest'dir.Hepinize iyi jestler.

9 Ağustos 2009 Pazar

TİP

Tip nedir?Aynı cinsten bütün varlıkların veya nesnelerin temel özelliklerini büyük ölçüde kendinde toplayan örnek.Tür veya çeşit anlamında da kullanılır.Mecazi olarak ilgi çekicideğişik kimse.Edebiyat'ta hikaye roman gibi uzun anlatıma dayalı edebi eserlerde kişi kadrosu içinde yeralan ve belli bir düşüncenin,topluluğun zihniyetini ve ideolojinin temsilciliğini yüklenen kişi.Tiyatro'da kendine özgü kişiliği olmayan,genellikle bilinen kalıplardaki insanları gösteren oyun kişisi(karakter).Tip kelimesi Fransızca type kelimesinden gelir.Tip geneldir,genel özellikler taşır,her insan bir tip'in temsilcisidir.İyi-kötü,saf-kurnaz,cesur-korkak,cömert-cimri gibi.Bütün bu özellikler çok belirginse karakter olur.Karakteri tip'den ayıran özelliklerin abartılı olmasıdır.Tip evrenseldir,genel özelliklere sahiptir;sevecen tip,alıngan tip,kıskanç tip,sosyal tip,asosyal tip,gibi bireysel olmaktan çok başkalarındada bulunan ortak özellikler taşıyan ve bu özellikleri en belirgin şekilde temsil eden şahıs ve şahıs grubudur.Karakter ise kendine özgüdür.Tip ayırıcı özellikleri olan bir zümrenin,bir grubun temsilcisi konumundadır.Temsilcisi olduğu zümrenin tüm niteliklerini kendinde toplar.Bunlar olumlu yada olumsuz nitelikler olabilir.Tip geneldir,karakter ise özeldir.Buna bağlı olarak,karakterin kendine has özellikleri olur,ama tip'teki özellikler herkeste bulunabilen özelliklerdir.Yani herkes bir tip tir,aynı zamanda bir karakterdir.Hepimiz bir tip'iz,bende bir tip'im siz de bir tip'siniz.Siz hangi tip'siniz?

1 Ağustos 2009 Cumartesi

SKOLASTİK FELSEFENİN YÜKSELİŞİ

Skolastik felsefenin yükseliş dönemi [değiştir]

12. yüzyıldan itibaren Arap felsefesinin önemli yapıtları çevrilmeye ve Batı'da okunmaya başlandı, özellikle Aristotales düşüncesine bu kaynaklardan, bir tür yorum içinden ulaşıldı. Böylece meydana gelen Aristotelizm, skolastiğin yükseliş döneminin dinamiği olmuştur. İslam felsefesi Batı kültürel düşüş içinde olduğu sıralarda gücünü geliştirmiş,antikçağ felsefesinin başlıca filozoflarının metinlerine sahip olabilmiştir.

İbn-i Sina, özellikle Aristotales felsefesinin Arap dünyasında yer almasında önemli rol oynamıştır. Tümeller sorunu üzerinde önemle durmuş düşünürlerden birisidir ve bu düşünceleri yükseliş dönemi skolastiğinde etkili olacaktır.

İslam filozofu İbn-i Rüşt

Aristotales'in metinleri diğer islam filozofları gibi, onun çalışmaları üzerinden Batı'ya taşınacaktır.

Diğer bir Aristotalesçi İslam filozofu ise İbni Rüşt'tür. Aristotales'in yapıtlarını yorumlamış ve açıklamalar getirmiştir. İnanç ve akıl arasında ilişki kurmaya çalışmış, inancı akıl bilgisinin başka bir formu olarak değerlendirmeyi denemiştir.

Yahudi filozof Maimenides

Yahudi felsefesi ve Yahudi filozofların bu dönemde yaptıkları çeviri ve yorumlar da, batıda gelişen skolastik felsefenin yükselişinde etkili olmuş bir başka kaynaktır. Moses Maimenides bu filozofların en etkili olanıdır. O da Aristotalesçidir ve din ile felsefeyi, inanç ile aklı birleştirme yönünde düşünceler üretmiştir. Her iki kaynaktan (Yahudi ve İslam felsefeleri) beslenen yükseliş dönemi skolastiği Aristotales felsefesini temel dayanağı yapmıştır.

Skolastiğin bu dönem felsefe çalışması, bütün bilgi alanlarını kapsayacak şekilde bir bilgi sistemi kurmaya yöneliktir. Bonaventura adlı İtalyan mistik düşünür bu girişimi Augutinus ve Aristotales'i uzlaştırmaya yönelik çabalarıyla ortaya koyar. Onun da bir tür ontolojik kanıt kullandığı söylenebilir. Bilgi, bilinecek olanda birleşip bir olma durumudur ki, bu her tür mistisizmin ana doğrultusudur.

Albertus Magnus

Bonaventura'da bu yönde bir metafizik inşa eder. Orta Çağın ve skolastiğin en önemli filozofu ise Albertus Magnus olarak anılır. Aristotales felsefesini, Arap ve Yahudi yorumlarını derleyip toparlamış, bunların tanınıp anlaşılmasında önemli rol oynamıştır.

Aquinalı Thomas

Doğa bilimleriyle yakından ilgilenmiş bir skolastik düşünürdür. Aristotales felsefesinden sistemli bir yapı ortaya koymuştur.

Aquinolu Thomas Albertus Magnus'un öğrencisidir ve bütün skolastik dönemin en büyük filozofu olarak kabul edilmektedir. Öğretisi Katolik kilisesinin resmî felsefesi olarak kabul edilmiştir. Thomas'a göre dinsel doğrularla felsefi doğrular, yani inanç ve akıl doğruları iki ayrı bilgi türünün doğrularıdır. Böylece "Anlamak için inanmak" önermesinin yerine, Thomas "inanmak için bilmek"'i koymuştur. Bunun anlamı, en yüksek aydınlanma ve açınlanmanın bilgi sayesinde olabilmesidir. İnanç tapınağına girişin yolu bilgidir ve felsefe bu yolu aydınlatacak olan etkinliktir. Thomas için de Tanrı'yı bilmek, bilginin en yüksek idealidir, akıl bu yüksek noktaya erişmeye yönelirken bazı sırları olduğu gibi kabul etmek zorundadır. Realizm konusunda daha esnek bir tavır geliştiren Thomas, ontolojik kanıttan farklı olarak kosmolojik kanıt denilen yaklaşımı geliştirir.

Skolastik felsefenin son dönemi [değiştir]

Johannes Duns Scotus

Skolastiğin son döneminde felsefe daha da özerkleşecek ve dinden ayrılacaktır, akıl ve inancın birleştirilmesi çabasından vazgeçilecektir. Başlangıç ve yükseliş döneminde görülen kavramsal realizm bu dönemde gerilemiştir.

Bu gelişmede ve felsefenin özerkleşmesinde nominalizmin belirleyici bir rolü olacaktır. Ayrıca Dominiken ve Fransisken tarikatları arasındaki çatışmanın derinleşmesi de bu süreci derinleştirmiştir. Fransiskenler teoloji ile doğa bilimlerinin aynılaştırılmasına ya da birbirine bağlanmasına her zaman itiraz etmişlerdir. Bu tartışmaların sonu reformasyonu hazırlamıştır. Rönesansı hazırlayan kültürel gelişmeler bu anlamda skolastiğin son döneminde gerçekleşir: Reformasyon ve doğa bilimlerinin ayrışıp gelişmesi.

Bu dönemin ilk ismi olarak Johannes Duns Scottus'u belirtmek gerekir. Onun düşüncesinde tümel kavramlar nesnel dünyanın yansımalarıdır. Ayrıcaistence öncelik vermiştir ve volantarizmin savunusunu yapmıştır. İstenç özgürlüğü fikrini, belirlenimsizciliğe vardırmıştır.

Ockham'lı William geç dönem skolastiğin öenmli filozofu olmakla kalmaz, nominalizmin sistemleştirilmesi ve geliştirilmesinde kesin bir rol oynar. Ona göre bütün gerçek, tikel nesnelerden meydana gelmektedir, tümeller ise uydurma şeylerdir.

Roger Bacon'ın heykeli, Oxford Universite Müzesi

Tümeller, tikel nesnelerin genel benzerliklerinden hareketle, nesneler için bizim uydurduğumuz simgelerdir. Bilginin temeline bu yolda deney konulur. Tanrı ve sonsuzluk hakkında deneyime sahip olmadığımızdan, bu alanlara yönelik bilgi, inanç bilgisidir. Bu tür bilgilere gerçek anlamda bilgi denilemez, onlara ancak inanılabilir. Böylece inanç ve bilgi arasına kesin bir ayrım konulmuş olunmaktadır. Bu yöndeki gelişim Rönesansı meydana getirecektir.

Roger Bacon geç dönem skolastiğin anılması gereken bir başka ismidir. Deney ve deneyim kavramları onun yaklaşımında daha da kesin bir görünüm kazanır. Doğa araştırmalarında ortaya koyduğu bulgular ve matematik dehası ünlü bir bilgin olmasını sağlamıştır. Mistisizm ile ampirizmin karışımı olan düşünceleri Bacon'ı ortaçağdan Rönesansa geçişin hazırlayıcılarından biri yapmıştır.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Skolastik Felsefe

Skolastik felsefe kiliseye ait olan düşüncedir, Latince kökenli schola (okul) kelimesinden türetilen scholasticus teriminden gelmektedir vekelime anlamı olarak okul felsefesi demektir. Bu anlam önemlidir, zira skolastik felsefe, ortaçağ düşüncesinde doğru'nun zaten mevcut olduğu düşüncesine ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesine dayanan bir yaklaşım sergiler. Bu felsefenin temeli teolojidir, ona dayanır ve onu desteklemeye çalışır.Skolastik felsefe, Patristik felsefenin sürdürülmesi ve orada bir öğretiye dönüştürülmüş olan Hiristiyan inancının felsefi anlamda temellendirilip sistematize edilmesi yönündeki çabalardan meydana gelmiştir. Orta Çağın belirli bir döneminden itibaren tüm felsefe etkinliği skolastik zemininde gerçekleştiği için, ortaçağ felsefesi denildiğinde akla gelen genellikle skolastik felsefedir. Oldukça geniş bir tarihsel dönemi kapsar. İkinci bir nokta, hem Hıristiyan skolastiğinin hem de İslam skolastiğinin sözkonusu olmasıdır. Felsefe tarihi içinde Skolastiğin üç ayrı dönem olarak ele alınması sözkonusudur:
  • Erken Dönem Skolastik (800-1200'lü yıllar)
  • Yükseliş Döneminde Skolastik (1200-1300'lü yıllar)
  • Geç Dönem Skolastik (1300-1500'lü yıllar)
    Skolastik felsefenin dayanağı Aristoteles

Bu dönemlerde skolastik felsefenin belirli bir açıdan ortaya atılan sorunları farklı niteliklerle çözmeye yöneldiği söylenebilir. Ancak bununla birlikte skolastik felsefe denilince anlaşılan genel bir nitelik sözkonusudur. Bu genel nitelik ilk olarak Aristotalesçi bir özellik olarak belirtilmelidir. Patristik felsefede Platon ve Platonizm öne çıkmaktaydı, buna karşılık skolastik felsefede Aristotelizmin ilham kaynağı olduğu görülür. Aristo felsefesi Platon'nunkinden daha kesin olarak düşünürleri bilgeliğe yönlendirir, bunun anlamı salt Tanrı'yı bilmeye çalışmamak, olgular dünyasıyla da ilgili olmaktır.

Bir okul felsefesi olarak skolastik, ilk olarak teoloji öğretmenleri tarafından, hem sistematikleştirilmiş teolojinin öğretilmesini, hem de antikçağ okullarında öğretilen Yedi özgür sanat'ın (Septem artes liberales) öğretilmesini kapsar. Daha sonraları bu okulun bütün öğreti ve çalışmalarını kapsayacak nitelikte ifade edilir olmuştur.

Skolastiğin yöntemsel olarak ortak karekteristiği ise felsefeyi dinin, ya da aklı inancın alanına uygulayarak bu alandaki meseleleri kavranılır kılmaktır. Özelikle inanca ve vahye, akıl temelli getirilen itirazlar bu şekilde aşılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda da skolastik felsefe yeni bir şeyler bulmak ya da düşünceler üretmek arayışında değildir, aksine zaten mevcut olanlar içerisinde skolastik felsefe uygun olanları temellendirmek ve uygun olmayanları çürütmek çabasında olmuştur. Bu çaba için gerekli mantığı Aristotales'te ve Euklid geometrisinde bulmuştur.

Orta Çağ felsefesini skolastiği etkilemiş olan Augustinus

Böylece ana belitler daha baştan saptanmış bulunuyordu. Bu dönemin özlü sözü ve düşüncesi,Augustinus'un;

  • "Anlamak için inanıyorum" düşüncesidir.

Bu düşünceye göre hem inanç hem de onun anlatımı ve dili doğru olarak mevcuttur. Realizm düşüncesinin temeli olan bu düşünce Skolastiğin temel önermesidir. Buna göre bilgi, çeşitli önermeler ve çıkarsamalarla, tanrısal gerçeğin ortaya konulmasından ve yansıtılmasından, kanıtlanmasından başka bir şey değildir. Skolastik bu nedenle görelikçiliğe, öznelliğe ve kuşkuculuğa karşı savaşır. Skolastik yalnızca tek bir doğrunun ve ona bağlı tek bir doğruluk sisteminin varlığını kabul eder. Nominalizm bunlara bağlı olarak daha sonra Skolastiğin çözülmesinde önemli rol oynayacaktır.

Skolastik felsefenin genel ahlaki tutumu konusunda iki ögenin altını çizmek gerekir. Skolastik emir ahlakınıve değer ahlakını üstlenir durumdadır. Buna göre, önemli olan iyi'ye uygun davranmaktır; çünkü iyi hem tanrının buyruğudur, hem de Tanrı bizzat tüm iyiliğin kendisidir. Skolastik felsefe, başlangıcında ve gelişiminde inanç ile bilgiyi uzlaştırmaya çalışmış ve bu temelde dinsel dogmalara felsefi bir temel bulmaya ve bunları sistemleştirmeye yönelmiştir. Ancak son dönemlerinde bu projenin başarılamayacağı kesinlik kazanmış, tam aksi yönde bizzat iç tartışmaları sebebiyle bilgi ile inanç ayrışması kesinlik kazanmıştır.

Skolastik felsefenin erken dönemi [değiştir]

Johannes Scotus (bir İrlanda banknotu üzerinde)

Batı Roma İmparatorluğunun çöküşünün getirdiği kültürel yıkımdan çıkış dönemine rastlar. Yeni bir toplumsal düzenleme ve kültürel canlanma evresinde, felsefe alanında skolastik görülür. İlk skolastik düşünür olarak Johannes Scottus'u (810-887) belirtmek gerekir. Çevirileriyle ve dersleriyle ortaçağ düşüncesine mistisizmi getirmiştir. Platon'un idea kuramına benzeyen bir kavram realizmini kullanmıştır, bir tür Yeni-Plantonculuğun geliştiricisi olmuştur. Tanrı'nın gerçekte varlığının bilinemez olduğunu öne sürmüştür, Tanrı ancak kısmen simgeler aracılığıyla bilinebilir. Simgeler ise Tanrı'nın kendisi değildir.

Filozof ve teolog Anselmus